Kaza kırım raporu

Bir yazıyı yazarken onun okunacağını varsayıp, bütün kelimeleri müstakbel okuyucunun da beğenisine göre sıralamak, o yazıyı ne derece iyileştirici kılıyor? Bunu niye soruyorum, yazının sağaltıcı özelliğini bilip kendimi ona bırakmaya niyetlendiğim için. Beni yazmaya iten şey, çoğu kez aşamadığım sıkıntılarımın sonunda bunalıp, bunu ifade ederek çözüme ulaşmak dürtüsü, düşüncesi. Oysa bu satırları yazarken, aynı zamanda paylaşacak olmam, ister istemez bir kontrolü beraberinde getiriyor. Oysa asıl motivasyonum iyileşmek idi. Asıl iyileştirmeye çalıştığım yer doymayan sevilme duygusu mu yoksa? Bütün yaşamsal motivasyonunu oluşturan, başkaları tarafından fark edilme, takdir görme, beğenilme, sevilme halini besleyen faaliyetler mi? Hayatımın özeti bu mu? Oysa bu uğurda çaba, gayret, taviz istediğim bedenim ve ruhum ne olacak? Elbetteki yorulacak, kırılacak. Bundan mütevellit gelen incinmeler üzerine bir de suçluluk margarinini sürdüm mü benden beteri yok. Oh ne alâ…

Baştan uyarayım bu yazı muhtemelen her paragrafta veya paragraf içinde farklı yönlerde zihinsel sıçramalara, kendinle diyaloglara gebe; ancak tahmin ediyorum ki dönüp dolaşıp temelde hep çözülemeyen durumu dillendirmeye de çalışacak. O yüzden yol yakınken geri dönersen kırılmam ey okur! (Yazar ettim ya ben kendimi iki kelime ile, daha neler.) Öğrenci hocasını taklit ederek öğrenirmiş, bizim de sanırım yaptığımız budur Defne hocam, affola. Yazının ve yazabilme halinin sürmesi için az sarkastik olmam gerekiyor kendime karşı. Bunun da psikolojik sebepleri vardır elbet, ama konumuz o değil (şimdilik), uzmanlığım hiç değil.

Ağrı bedenimin arkasında yine kendini hissettirmeye başladığınıda, kas tutuldu sanırım diyerek ve o bölgeyi hem görmezden gelerek, hem de üzerine giderek pratiğimi sürdürdüm. Çünkü önümüzdeki günlerde David hocanın bu yılki son eğitimine katılacaktım, ara vermek olmazdı, hiç zamanı değildi. Diğer yandan yoga kardeşlerim 28 gün yoga hareketine başlamışlardı, ben de kendi tarafımda sessizce yogama devam eder, belki bir şeyler yazar paylaşırdım; yo yo ara vermenin hiç zamanı değildi. O yüzden hiç bir şey yokmuş gibi sürdürdüm sabah pratiklerimi. Oysa vardı, varlığını hissettiriyordu da, tabii duyumsayana. O sesini yükseltti haliyle, ben pratiğin “volume”ünü kıstım yavaş yavaş. Ama yine de yetmedi, nihayet hiç bir şey yapamaz hale gelene kadar geriledim. Otururken kalkarken, ayaktayken, uzanırken, bir yandan diğer yana dönerken önce ondan izin almam gerekiyordu artık. Acıdan geçmeden harekete geçemez hale geliverdim. An geldi şöyle bir monoloğa bile girdim bedenimle üstelik yüksek sesle; “ama sen benim hiç bir şey yapmama izin vermiyorsun ki, nasıl olacak bu iş”. Hemen içeriden, ebeveyn ben konuştu tabii, işte daha önce de başına gelmişti, uslanmadın. Niye halâ o hareketi yapmak için ısrar ediyorsun, niye bedenini dinlemiyorsun, niye bu kadar hedef odaklısın, başarı odaklısın, kafandaki resime odaklısın? Niye, niye, niye?..

Burada anahtar kelime bence yukarıda araya gizlenen “gerilemek”. Ustalar, hocalarımız hep derler ki “yoga, lineer (doğrusal) bir olgu değildir, döngüseldir. Evrenin kendisi döngüseldir çünkü”. Oysa kişisel tecrübem her gün pratiğimi düzenli olarak sürdürdüğümde bedenimin adım adım açıldığını, güçlendiğini, yapamaz olduklarını yapabildiğini, gidemez olduğu yerlere gidebildiğini görmek üzerine. Beni hep istim üstünde tutan şey bu. Bir hedefe doğru gitmek. Bunu öğretmişler bütün hayatım boyunca, anlatılan başarı hikayelerinin nüvesinde hep bu var; çok çalış, hep çalış. Bunu sağlayan da süreklilik, yaptığın şeyi kopuş olmadan veya en az boşlukla sürdürmek. Devamlılık, hep yapmak, rutine bağlamak, disiplinli olmak, taviz vermemek, prensip sahibi olmak, nihayetinde başarılı olmak; bunlar buzdağının görünen kısmı. Gıpta edilmek, örnek alınmak, hayran olunmak; sahne ışıklarının parlak dünyası, alkışlar, ahh alkışlar; üstelik bütün spotların odağında mahçup bir mütevazilikle durmak, “Ben öyle başarıyla şımaran diğerleri gibi değilim ha, onu da bilin!” demek ise görünmeyen kısmı. Bizler buz dağımıyız, ya da bir buzdağı teşbihi ile açıklayabilecek miyim kendime bu durumu?

İnsan olmak ne meşakkatli bir uğraş azizim (burada hayali okuyucuya ikinci sesleniş, ısındık belli ki). Nedir bu tam olmak takıntısı, tam olmak isteği? Var olanın eksik olduğu düşüncesi… Kim veya kimler ekti bu tohumu da bu baobap ağacı kök saldı zihnimin en derinlerine kadar. Her gün bedenimi kırım kırım kırıyorum da, bu fikri kıramıyorum bir türlü. Bu süreç sert bir ifadeyle bana bunu ikinci kez söylüyor. Diyor ki: Vazgeç bir şey olmaktan, sadece olabildiğini ol. Aksi taktirde olanın tadını bir türlü alamıyor, hep o şu an olmayanın tadının peşinde harcıyorsun anlarını.

Kabulü zor bir durumla karşılaştığında inkar, öfke, pazarlık, kabullenme evresinden illaki geçeceksin. Ne zaman ki kabullendin, çözülme başlıyor, ortam yumuşuyor. Tamam ben seni görüyorum, ihtiyaçlarını anlıyor ve kabul ediyorum dediğinde yeni bir süreç başlıyor; iyileşme. Bunu bir kez daha öğrendim (??). Bıraktım (bıraktırıldım demek daha dürüstçe olacak) rutin pratiğimi ve o bölgeye yönelik yoğun terapi hareketlerine başladım. Dikkatim, ilgim, algım o bölgeye yönelince ve gün boyunca da mümkün olduğunca orada ve hareketsiz kaldığında rahatlama, çözülme de gelmeye başladı. Üç günün sonunda hareket eder hale gelmeye başladım. Hemen “dur bakayım biraz öne katlanayım, aşağı bakanda durum nasıl, bir malasana denesek, hımm iyi iyi, durum çok daha iyi”. Zihnimin kenarından yine geliyor sorular tabii, “pratiğine ne zaman döneceksin bakalım, şöyle tam bir seriyi ne zaman yapmalı” Bence vücudum ne zaman izin verirse o zaman. Az ağırdan al, ya da sen bilirsin.

Bu süreçte (kabul süreci) David’in kursuna üzülerek katılamayacağımı bildirdim, bunu kendime kabul ettirmek için acı çekmem gerekmişti. Eksiklik/tamlık, olmak/olamamak, acaba/kesin ve diğerleri. Kendime dair onlarca yargı, tespit, kurgu hepsi bazen bir kararla puf uçup gidiyor. O karar sanırım olanı en açık hali ile görmek ve dolandırmadan yapılması gerekeni yapmak.

Diğer taraftan 28 gün yoga ailesinden ayrı kalmadım, her gün yazılanları okumak, o pratikleri sanki ben yapıyormuşçasına besleyici oldu; ayrıca zaten ben de kendi durumuma özel pratiğimi yaptım, ne gam. Kendi yogamızı yaparken başkalarının da o sırada yogasını yapıyor olduğunu bilmek kendimi hem özgür hem de bir aileye ait hissettiriyor. Nasıl oluyor? Bu da sanırım shadow yoga’nın kerameti. 28 gün yoga hareketi, her sabah kendi yoganı yapmak ve bu motivasyonu sağlamak için çok önemli. Biz shadow yoga talebeleri biliyoruz ki, her sabah yalnız yogamızı yaparken aslında yalnız değiliz. Kulaklarımızda hocalarımızın sesi, önümüzde arkamızda, sağımızda solumuzda hep birileriyle birlikte yapıyoruz serilerimizi. 28 günlük bu sözleşmeler bu duyguları sürekli kılıyor. En azından ben öyle hissediyorum.

Söz sözü çağırıyor, yavaştan gevezelik boyutuna geçiş başlıyor. Demek ki yazının iyileştirici etkisi, hafif bir çakırkeyif ruh hali içinde kelimelerin rahatça dökülmesine de sebep. Burada kesmekte yarar var. Sözün özü; rutini kırmayın dostlar, bedeni de.

6 thoughts on “Kaza kırım raporu

  1. Tansel, günlerdir sessiz sakin telefonumun ekranına düşen ve yazdıklarımın senin tarafından okunup beğenildiğini ima eden yıldızlar, ne yalan söyleyeyim, geri kalan dünyanın tüm 28günyoga desteğine rağmen benim için oldukça hatırı sayılır bir motivasyon kaynağı oldu. Şimdi yazdıklarını okuduğumda kendimden çok şey buldum. Pek çok yerde ben kendimi bu kadar net ifade edemezdim diye düşündüm. Umarım yazmaya devam edersin, çünkü bir yazıyı okunur ve merakla okunur kılan ne var ise senin yazında o var.

    • Pınar, cesaretlendirici sözlerin için çok teşekkür ederim. Ben de senin ve 28günyoga’ya yazan diğer herkesin yazıları için aynı şeyleri düşünüyorum. Ne güzel ifade etmişler, ne kadar içtenler diyerek. Bence birbirimize ayna olup, gördüklerimizi dillendirebilmek için cesaret veriyoruz. : )

  2. Pingback: Bir Yoga Günlüğü II: Gün 7 | Ne Var Ne Yok

  3. Pingback: Bir Yoga Günlüğü II: Gün 7 - Cihangir Yoga

  4. Pingback: Pınar – Gün 7 – 28GünYoga

  5. Pingback: 8.gün – 28GünYoga

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s