-miş gibi

Bazen bir dürtü, bazen zihinsel akışın içine düşen cümleler ile ortaya çıkıyor yazma isteği. Kaynağında bir şeyler üzerine yoğun hissediş, yoğun düşünme var sanıyorum. Gündelik yaşamın içinde beni bu noktaya taşıyan şey belli ki bir yerlere dokunmuş olmalı ve dile geliyor şu anda.

Dün gece bir süredir görüşmeye çalıştığım ama bir türlü kendi günlük programımdan (?) fırsat yaratamadığım bir dostumla, daha önce dinleyip de beğendiği, barda çalan bir rock grubunu dinlemeye gittim. Bir süredir bar ortamlarında bulunmuyordum. Giderken yolda hislerime yönlendirdim dikkatimi şu an nasıl hissediyorum diyerek. Neşeli miyim, değilim; zorunluluk olarak mı gidiyorum, isteksiz miyim, yoo o da değil; partileme potansiyelinin heyecanını taşıyor muyum, ı ıh alakam yok. Peki nasılım şu an, nötr. Neredeyse hiç bir duygu taşımıyordum diyebilirim. Peki niye gidiyorum? Eh biraz dost kalbini kırmamak, biraz ne zamandır yeni bir canlı müzik gurubu dinlememiş olmak, bir de olası bir projeyi konuşmak adına orada olmalıyım düşüncesi nedeniyle. Neyse gittim, buluştuk, hoş beş ve müziğin başlayacağı zamana kadar oyalanma hali. Müzik 23.30’da başlayacakmış, ha gayret. Bu esnada sanki yıllarımı böyle ortamlarda geçirmemiş gibi izliyorum ortalığı. Kızlar, oğlanlar, kadınlar, erkekler, arayanlar, bulanlar, kendinden geçmek için gezinenler, birine varmak için “yürüyenler”, ben buradayım, biz buradayız diye dolaşanlar, kahkahalar, susmalar, sözsüz iletişimler, göz göze gelmeler, saniyeler içinde rol biçmeler, karakter analiz etmeler… Muazzam bir devinim içinde sokak, mekanların önü. Sanki bir akış var ama daha çok anafora dönüşmüş, istikamet arzın merkezi.

Böyle dıştan konuştuğuma bakmayın; ben bu ortamların içinde büyüdüm diyebilirim. Okurken çalışmam gerekti, barlar da yarı zamanlı işler için en uygun yerlerdi o zamanlarda. Sonrasında da ya arkadaşlarım oralarda çalıştığı için, ya da bizim kabilenin doğal habitatı olduğu için bar ortamı benim ortamımdı. Alkolle ilişkim ise bu ortamlarda sıkça bulunmanın etkisinin aksine öyle çok yüz göz olarak ilerlemedi (çok şükür). Makul miktarda tükettim, çok içip kusmaktan hiç haz etmediğim için. Düzenli içtikçe dayanıklılığın artmasına rağmen, alkol öyle çok sevdalısı olamadığım bir içecekti. Zaten içerek kendinden kaçacaksan illaki bir alternatif buluyorsun. Neyse dedim ya barda geçirdiğim zamanlarda, ‘barda olan insan’a yönelik belli bir fikre sahiptim. O nedenle dün gece de farkettim ki, yeni bir durum yok “ortamlarda”. Hatta hiç özlememişim ben buraları, sıkılmışım da. Tamam yaş kemâle erdi yavaştan, kabul; gençlerde gördüğüm o “bu gece sürprizlere gebe” beklentileri çoktan dolaba kaldırılmış. Ama başka bir şey var burada içine giremediğim, yalnızlığımı hissettiğim. O da sanırım herkesin kendi yalnız oluşunun telaşını gizleyen “mış gibi” olmakla ilgili sanırım. Neyse “ahkâm mod on” tuşunu kapatayım ben en iyisi sadedime döneyim.

Benim bar ortamının büyüsüne kapılmamın tek ve yegane nedeni müziktir aslında. Canlı canlı çalınan müzik, can ile çalınan, ruh ile karılan müzik. Benim tüm o anaforun ortasında bir kayaya tutunur gibi tutunduğum şey müzik idi. O kadar çok kelimeyle ifade edebilirim ki bu anların büyüsünü, bu yazı bir bloğun istiap haddini ve okurunun sabrını aşar diye korkarım. Kimleri kimleri dinleme mutluluğunu yaşayıp, sadece o an ve sadece orada olduğum için müthiş bir şükran duygusu ile, vecd ile dolduğum session’lara şahit oldum. Çok ballıydım, çok.

Müzik öyle bir hediye ki biz insanlara, gündelik halin içinde bütün varoluşla ilahi bağlar kurmamızı sağlayan, ruhlar olarak aynı anda titreşebilmemizi en mümkün kılanlardan. Yoga gibi. Bize kendimizi böyle hissettiren müziğin tek bir şeye ihtiyacı var, ruhla icra edilmesine. Bir çok iyi müzisyenin erken yaşlarda aramızdan ayrılmasına veya alkolle uyuşturucuyla kendini parçalamasına sebep olan da bu ruha sahip olmaları zannımca. Böyle bir hayatın içinde korunmasız bir ruhla var olmak, aşırı hassasiyet demek. Ve bu yorucu var oluş halini sürdürebilmek çoğu için maalesef ancak uyuşturucu ve alkolle ile mümkün. Eğer bununla baş etmeyi başarabilirlerse, onları uzun yıllar boyunca dinlemek bizlere nasip oluyor. Yoksa kayıt altına alınmış anlarının tüketicisi olmaktan başka seçeneğimiz kalmıyor.

Dedim ya, müzik ve müziğin bana hissettirdikleri, yaşattıkları konusunda sayfalarca yazabilirim. Amacım o değil, yazıya başlama dürtüm de. Beni bu satırları yazmaya yönlendiren şey o ruhun olmadığı zamanlarda olanın da müzik olarak tanımlanması, bilinmesi ve tüketilmesi. Müzisyen bir dostum demişti ki; haftalarca her gece aynı şeyleri çalabilirsin, çok sıkılırsın, bayarsın. Ama bazı geceler öyle anların içine düşersinki sahnede arkadaşlarınla, herşeye bedeldir. Sonraki bütün çalışlarının motivasyonu, tekrar o anı yakalamak adına kendiliğinden oluşur… Bence sahnedeki müzisyen, eğer ruhuyla çalan/söyleyen bir müzisyen ise senin karşında bütün çıplaklığıyla var olur. Hiç bir şeyi ve hiç kimseyi umursamadan. Kendini çırılçıplak ortaya sermek öyle her havvakızı, ademoğlunun da harcı değildir. Sanırım biz bu yüzden onları müzik gezegeninin kutsal temsilcileri olarak görüp, can kulağı ile dinliyoruz, hem de yıllarca… Dün geceki müzisyenlerden bir tanesi maalesef o gezegenden değildi, belli ki o gezegeni de hiç bilmiyor. Sahne onun dev egosunun platformu olmaktan öte bir yer olamamış, onun adına üzgünüm. İnanın bu benim için sorun değil. Ben sadece uğuldayan sol kulağımın derdindeyim kişisel olarak, yoksa bana ne. Ayrıca maruz kalınan sigara dumanı ve küçük de olsa soğuk bir biranın boğazımdaki izleri de cabası. Neyse, arkadaş hatırı için çiğ tavuk yenir dedim kendime gece biterken ve avuttum kulağımı.

Yukarıdaki satırlarda anlatmaya çalıştığım şeyi Zhander hocanın yogayı tanımlarken söylediği gibi söylemek de vardı. Der ki Zhander hoca: Yoga, ruh olmayan her şeyi ruh olandan ayırmaktır (ya da tersi). Ben de  bu önermenin sahiciliğine sırtımı yaslayarak diyorum ki; gerçek müzik, ruhu olmayan her notayı ruhu olandan ayırmaktır. Defne hocanın dediği gibi gündelik hayatın içinde illaki “yog halleri”ni yaşamak için yoga yapıyor olmak gerekmiyor. Ruh ile çalınan, söylenen müziği dinlemek de bir “yog hali” içine düşürebilir bizleri. Çünkü yoga da müzik de tüm benliğin ile “an”da olmayı gerektiriyor gerçekleşmesi için.

Gece, yoğun alkol alarak ağır geçirmediğim halde tüm ağırlığı ile nedense üzerime çullanmış, kulaklarım uğuldarken 6.25’te çalan alarmı hemen susturmama ve yarı uyku moduna geçmeme neden oldu. 6.46’da bu sıralar sıkça sallanan zeminimiz yine sallandı. Yaşama dürtüsü (veya ölüm korkusu diyelim) bütün zihinsel faaliyetleri koluyla şöyle bir kenara itip, masanın üzerine kaçış planını seriverdi. Uğuldayan kulaklar bir sonar uzmanı gibi, hayvan seslerine odaklandı arkası var mı bu sallantının diyerek. Doğa şu anda ne diyor. Uzaktan bir iki havlama, kuşlar, evdeki çıtırtılar. Bir süre sonra herkes, her şey niye sessizleşti böyle… Dinle, dinle… Yattığın yerden panik duygusu yaşamak da ayrı bir hal olsa gerek, vücutta adrenalin seviyesini anlamaya çalışmaklar filan, kalp atışlarının halâ sakin olması… Aslında uyku kardeşim elini vermiş de yatakta tutuyor beni. Dakikalar sonra tavşan uykusuna geçiş, istiklal marşı, kapanış. (Eskiden televizyonlar 24 saat açık değildi, program akışı böyle sona ererdi, o hesap.)

Bir uyandım ki saat 10.15. Dedim bugün cumartesi, tatil hakkını kullan. Ne zamandır kendime gelişim bu kadar uzun zaman almamıştı. Oysa gecenin müziği herkesin ağız tadına göre tasarlanmış bir fastfood olmayıp, leziz bir yemek olsaydı böyle mi hissederdim acaba? Kahvaltımızı bittirdiğimizde bile ben halâ kendime gelmeye çalışıyordum. Belli ki kanallardaki trafik sıkışıklığı, eve varmamı geciktirecekti. Neyse bugünün yükü de bu olsun, hediyesi ile. Kendinize ve gıdanıza dikkat edin sangha. Sevgiler.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s