Düğüm

Örgü, örüntü, düğümler silsilesi, tekrar eden şeyin bütünlük oluşturması, motif tarlası, doku düzeni veya düzenin dokusu… Kelimenin İngilizcesi pattern, öncekiler benim yakıştırmalarım.

Bu durumda ilmeği ilmeğe, kelimeyi kelimeye bağlayayım da bu gizemli “dur bakalım nereye açılacak” girizgahı yol alsın.

Yazanı olarak ben de bilmiyorum, bu kelimeler yelkenini ne yöne açar da şişirir bu yazının. Ufkabakan (lookfar), büyükannelerimden Ursula’nın bize hediye ettiği, büyülü sözlerin bir arada tuttuğu Yerdeniz’in büyücüsü Ged’in kayığı gibi, zihnin coşkun dalgalarında yol alacak bu yazı. Bir bilinmeze doğru yazmak, yazmanın tutku yaratan gizemli yanlarından sadece biri belki.

Bir niyet, bir itki var arkasında tabiki yazmanın. İfade etme isteği, kendine soru sorma ve cevabı duyma isteği, dökülmeye izin verme isteği vesaire vesaire.

Başa döneyim, örüntü, tekrar eden şey. Bazı şeyler var hepimizin hayatında tekrar eder durur. Hatalar veya yanlışları kastetmiyorum, duygu durumları benim ilgilendiğim.

Öyle tuşlarımız var ki, ne zaman dokunulsa hep aynı teli titretiyor sanki. Bu çok da öyle kişiye özel bir durum değil, sanmıyorum. Bir çoğumuzda olan tuşlar bunlar ve onlara bir şey bir yolla dokunduğunda -ki bunlar genellikle kurgulanmış, üretilmiş ve duygulara yöneltilmiş işlerde karşımıza çıkıyor- o gönüldeki tel titreyiveriyor. Ama hep ve yani hiç mi değişmez? Sorum budur.

Yaşam, hikayedeki canı sıkılan kızın hayat ipini her sardığında sıkıntısını geçirirken hayat süresini de eksiltmesi ile kaçınılmaz sona ulaşıvermesindeki gibi bir ip sanki. Rengini sen canlandır gözünde, senin ipin. Benimkisi sinematografik zehirlenmeden ötürü kaçınılmaz olarak kırmızı oldu. Bahsettiğim örüntü bu ip üzerindeki düğümler. O düğümlerin de tekrar etmesi. Düğümler ne nedenle atıldıysa, ipi sardıkça sanki ipin üzerinde kayarak hep parmaklarının altında ve hep hissedilir durumda.

Benzetme yapacağım diye cılkını çıkaracağım bunun, merak etme. Çocukken arabanın, otobüsün ya da en çok da trenin camından dışarıyı izlerken, telefon direklerindeki tellerin üzerinde seninle beraber gelen güneşin veya ayın yansıması gibi. Telin sarkması ve tekrar yükselmesi ile o ışık topu benimle yolculuk ederdi. Direği geçerken bir an yok olur sonra yine telin üzerine düşerdi. Hayretle bakardım bu hareket eden ışığa. Bir aşağı bir yukarı. İki telin yakınlaştığı yerlerde birbirlerine yaklaşıp uzaklaşmalarını izlerdim. Al sana animasyon, hem de en optiğinden. Çocukken yol sıkıntısını geçirmek için herkesin uydurduğu çocuk oyunlarından biri işte. Çocukluğun muhteşem dünyası, kendi gerçekliğinin sarsılmaz duvarlarıyla senin dünyan.

Ne diyordum o düğüm ve düğümler de işte öyle kayıp geliyor ipin üstünde seninle hayatın boyunca. Biri çözer mi, bir terapiste göstermek lazım gelir mi? Sorular bunlar değil. Çünkü ne zaman o düğüm çözülse gergin ipin üzerinde bir titreşim yaratıyor. O tuşa basılma benzetmesinin yeni hali olsun bu da. Bir ipi iki kenarından çektiğinde kendiliğinden açılan düğümler gibi düşün bunu, düğüm açılır ip titrer. Titreşim su elementini harekete geçirir, gözlerde nemlenmeye sebebiyet verir, güçlü olanı yoğuşma yaratır ve damlalar halinde toprak elementine doğru bırakır kendisini. İki lafı da kısasından etme sen, illa bir şiirsellik, bir metafor. Demişken her yıl 11, 12, 13 Ağustos tarihlerinde kuzey yarımkürede gözlenen meteor yağmurları vardır, karanlık bir yer bulup izlemekte yarar var. “Dilekler Arası Tiyatrosu” niyetine. İşte o niyetle yazmalı, okumalı belki bu yazıyı. Eveet, hissettin, geliyor işte yapmazsam çatlarım kelime şakası da; metafor yağmurları…

Nasıl da lafı dolandırıyorum, diyeceğim şu aslında: İnsana dair, insanı anlatan kurgu veya gerçek bir hikayeyi ne zaman izlesem eğer içinde her şeye rağmen başarmak; birileri tarafından takdir görmek; en sonunda haklılığının teslim edilmesi; dostluk; birlikte inanarak, dayanışarak bir şeyleri yapmak; baban tarafından korunduğunu, sevildiğini görmek; herkesin dosluk ve barış içinde kucaklaşması; sadelik; farkediş anları ve iki kişinin birbirini kadersel olarak bulup sevmesi varsa o düğüm çözülüyor ya da o tuşa basılıveriyor.

Bu durum bugün üst üste bir kaç kez gerçekleşince, yıldızlar veya dönemin etkisi, ne neden yakıştıracaksak artık buna, üzerine düşünmek hatta yazmak geldi içimden. Soruma cevap gelir ümidiyle işte bu düğümlere el attım.

Bu duygu düğümleri ne yolla çözülür, çözülmeli midir, bizi biz yapan, insan olduğumu hatırlatan o titreşimleri düğümler kalıcı olarak çözüldüğünde artık hissetmeme riski var mı? Bunlar da yeni sorular.

Bir ara mağaracılık eğitimi veren birilerinden düğümler hakkında bir iki söz duymuştum. Demişti ki, ipin üzerindeki düğümler onun üzerindeki gerilimi alır ve direncini artırır. Böylece o ipin taşıma kapasitesini artırmış olursun. Hadi gel şimdi bir de bu bilgiyi bir kenara atarak o düğümleri çözmeye yelten.

Gerginliği göze alarak yükü taşımak mı, yoksa bırak inceldiği yerden kopsun, ne olacaksa olsun mu? Bu da tatlı niyetine menümüzde bize düşen yeni sorularımız olsun.

İnanki cevabı merak etmiyorum, bu duygu yoğun haller beni hüzne düşürse de aslında mutlu ediyor. Sadece o hep aynı tuşa basılıp aynı tınıyı duymak biraz meraklandırdı, yazasım geldi. Üstelik biliyorum ki o tuşlar, düğümler bir çoğumuzda var ve o şekilde tınlıyor. Ortak bilincimizden veya ortak atalarımızdan dolayı, paylaştığımız duygu durumlarının tezahürü anlar bu anlar. Ya da yaşamın bizi maruz bıraktığı koşulların benzerliğinden kaynaklı da olabilir. Ne zararı var, duyguda ortaklaşmak insana dair güzel bir haslet. Bunun adına üretilmiyor mu bütün Sanat? Tamam her sanatçının ilk motivasyonu bu olmayabilir; yine de sanat işi, üreticisini üretilirken, izleyenini de tüketilirken etkiler. Yani o amaçla yapılmamış olsa bile kimde ne etki yaratacağı artık üreticisinin kontrolü altında olmaz. Her şey herkes tarafından kendi zamanına özgün deneyimlenir.

Evet konuyu dağıtmakta becerikli sayılırım. Giderayak sanat nesnesi üzerine de ahkâm kestim, daha da uzatmayayım sözü artık. Şimdilik bu kadar. Belki metafor yağmurları devam eder, arada kafayı daldırıp bakmakta yarar var.

Hoşçakalın.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s